6 Nisan 2016 Çarşamba

Abdülhak Hamit Tarhan

                                        Abdülhak Hamit Tarhan 

                                        1844-1912



Eserleri:

İçli Kız (1875)
Nesteren (1876)
Sabr-ü Sebat (1880)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yı Aşk (1910)
İlhan (1913)
Turhan (1916)
İbn-i Musa yahut Zatülcemal (1917)
Sardanapal (1917)
Abdullah-i Sagir (1917)
Finten (1918, 1964)
İbni Musa (1919, 1927)
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)
Sahra (1878)
Makber (1885)
Ölü (1886)
Hacle (1887)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)
Arziler (1925)
Bir Sefilenin Hasbihalinden
Kürsî-i İstiğrak
Bunlar O'dur (1885)
Divaneliklerim yahut Belde (1885)
Külbe-i İştiyak

Ahmet Midhat Efendi

                                    Ahmet Midhat Efendi (Ahmet Mithat)

                                        1844-1912



Eserleri:

Hasan Mellâh yâhud Sır İçinde Esrar (1874)
Dünyaya İkinci Geliş yâhut İstanbul’da Neler Olmuş (1875)
Hüseyin Fellah (1875)
Felâtun Bey ile Râkım Efendi (1875)
Karı-Koca Masalı (1875)
Paris'de Bir Türk (1876)
Çengi (1877, oyun)
Süleyman Musûlî (1877)
Yeryüzünde Bir Melek (1879)
Henüz On Yedi Yaşında (1881)
Karnaval (1881)
Amiral Bing (1881)
Vah! (1882)
Acâib-i Âlem (1882)
Dürdâne Hanım (1882)
Esrâr-ı Cinâyât (1884)
Cellâd (1884)
Volter Yirmi Yaşında (1884)
Hayret (1885)
Cinli Han (1885)
Çingene (1886)
Demir Bey yâhud İnkişâf-ı Esrâr (1887)
Fennî Bir Roman Yâhud Amerika Doktorları (1888)
Haydut Montari (1888)
Arnavutlar-Solyotlar (1888)
Gürcü Kızı yâhud İntikam (1888)
Nedâmet mi? Heyhât (1889)
Rikalda yâhut Amerika'da Vahşet Âlemi (1889)
Aleksandr Stradella (1889)
Şeytankaya Tılsımı (1889)
Müşâhedât (1890)
Ahmed Metin ve Şîrzât (1891)
Bir Acîbe-i Saydiyye (1894)
Taaffüf (1895)
Gönüllü (1896)
Eski Mektûblar (1897)
Mesâil-i Muğlaka (1898)
Altın Âşıkları (1899)
Hikmet-i Peder (1900)
Jön Türkler (1910)

Türk Edebiyatında İlkler

İlk yerli tiyatro eseri: Şinasi / Şair Evlenmesi
İlk yerli roman: Şemsettin Sami / Taşşuk-ı Talat ve Fitnat
Batılı tekniğe uygun ilk roman: Halit Ziya Uşaklıgil / Aşk-ı Memnu
İlk çeviri roman: Yusuf Kamil Paşa / Tercüme-i Telemak
İlk köy romanı: Nabizade Nazım / Karabibik
İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf / Eylül
İlk realist roman: Recaizade Mahmut Ekrem / Araba Sevdası
İlk resmi Türkçe gazete: Takvim-i Vakayi
İlk yarı resmi gazete: Ceride-i Havadis
İlk edebi roman: Namık Kemal / İntibah
İlk tarihi roman: Namık Kemal / Cezmi , Ahmet Mithat / Yeniçeri
İlk özel gazete: Şinasi ile Agah Efendi / Tercüman-ı Ahval
İlk pastoral şiir: Abdülhak Hamit Tarhan / Sahra
İlk şiir çevirisi yapan: Şinasi
İlk makaleyi yazarı: Şinasi
Noktalama işaretlerini ilk kez kullanan: Şinasi
İlk Türk gazetecisi: Şinasi
Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan yazar: Abdülhak Hamit Tarhan / Eşber
Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri: Abdülhak Hamit Tarhan / Nesteren
İlk bibliyografya: Katip Çelebi / Keşfü'z Zünun
İlk hatıra kitabı: Babürşah / Bübrname
İlk hamse yazarı: Ali Şir Nevai
İlk tezkire: Aşir Şir Nevai / Mecalisün Nefais
İlk şiir antolojisi: Ziya Paşa / Harabet
İlk atasözleri kitabı: Şinasi / Durub-i Emal-ı Osmaniye
İlk mizah dergisi: Diyojen / Teador Kasap
İlk hikaye kitabı: Ahmet Midhat Efendi
İlk fıkra yazarı: Ahmet Rasim
İlk Türkçe yazılan kitap: Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig
İlk mesnevi tarzında yazılmış eser: Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig
İlk siyasetname: Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig
İlk didaktik şiir örneği: Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig
Aruzla yazılan ilk eser: Yusuf Has Hacip / Kutadgu Bilig
İlk mensur şiir örnekleri veren: Halit Ziya Uşaklıgil
Şiirde ilk defa Türk kelimesi kullanan: Mehmet Emin Yurdakul
İlk edebi Bildiriyi yayımlayan topluluk: Fecr-i Ati(Servet-i Finun)
İlk seyahatname: Seydi Ali Reis / Mirat'ül Memalik
İlk edebiyat tarihçisi: Abdulhalim Memduh Efendi
Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçisi: Fuat Köprülü
Sahnelenen ilk tiyatro: Namık Kemal / Vatan yahut Silistire
Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnek veren: Tevfik Fikret
Türkçenin ilk dil bilgisi kitabı: Süleyman Paşa / Sarf-i Türki
İlk natüralist eser yazarı: Nahizade Nazım / Zehra
Divan edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim
İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi: Kamusul Alam
İlk sözlüğümüz: Kaşgarlı Mahmut / Divan-ı Lügat'it Türk
İlk Türkçe sözlük: Şemsettin Sami / Kamus-ı Türki
İlk özdeyiş örnekleri veren: Ali Bey / Lehçet'il Hakayık
Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin: Orhun Abideleri
Edebiyatımızda objektif eleştrinin nasıl olacağını ilk açıklayan: Recaizade Mahmut Ekrem
Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: Mehmet Emin Yurdakuk
Konuşma diliyle yazılmış ilk hikaye yazarı: Ömer Seyfettin
İlk kafiyesiz şiir yazarı: Abdülhak Hamit Tarhan / Validem
İlk köy şiiri: Muallim Naci / Köyle Kızları Şarkısı
İlk alfabe: Göktürk Alfabesi
Tekke şiirinin kurucusu: Ahmet Yesevi
İlk Türk destanı: Alp Er Tunga
Batılı anlamda ilk eleştiri yazarı: Namık Kemal
Epik tiyatro kurucusu: Haldun Taner
İlk kadın romancısı: Fatma Aliye Hanım
Süslü nesrin ilk temsilcisi: Sinan paşa
Dünyanın halen yaşayan en büyük ve ilk Müslüman destanı: Manas Destanı / Kırgız
Edebiyat kelimesini ilk kez kullanan: Şinasi
Kurtuluş savaşını doğrudan işleyen ilk roman: ahmet Vefik Paşa
İlk Divan Şairi: Hoca Dehhani
Hikayede ilk kez Anadoluyu işleyen: Refik Halil Karay
En başarılı psikolojik roman: Peyami Safa / Dokuzuncu Hariciye Koğuşu



Kaynakça: TATLI,Tayhan http://www.edebiyatbilgileri.com/13/-turk-edebiyatinda-ilkler

18 Ocak 2016 Pazartesi

Geçmiş Üzerine

Ne ola ki bu "geçmiş"? Geçmiş, bana kalırsa insanın tecrübe madalyalarından ibaret olmalı. Geçmişte her yaptığı olaydan iyisiyle, kötüsüyle tecrübe çıkarılmalı. Ne kadar reddetsenizde bunu geçmiş, tecrübeye denktir. Bardağın ne dolu tarafını, ne de boş tarafını görün değerli okurlarım. Bardağı olduğu gibi görün. İşte o zaman görüşünüz hiç olmadığı kadar genişleyecektir. Yarı dolu, yarı boş diye tabir etmeyin. Güzel işlemeli, içinde taze, soğuk su ve yarısı taze, ferah hava ile dolu olan bir bardak olarak görün objeyi. Yarısı dolu ya da yarısı boş değil. İşte o zaman o bardak zihninizde içinde yarı boş ya da yarı dolu bir su kabı olmaktan çıkar.  Ne susuz bardağın ne de bardaksız suyun ifade etmediğini anlarsınız. Geçmiş işte böyle bir şeydir. Dersler vardır her yerinde. İlk kazandığınız oyun, ilk aşık olduğunuz kişi, ilk tuttuğunuz takımın maçını izlerken tuttuğunuz takımın yenmesi, ilk arkadaşınız, ilk öpücüğünüz. Ya da, ilk kaybettiğiniz oyun, ilk çirkin bulduğunuz kişi, ilk tuttuğunuz takımın maçını izlerken tuttuğunuz takımın yenilmesi, ilk nefret ettiğiniz kişi, ilk kavganız. Hangisi daha berrak görünüyor zihninizde? Olumlu olanları dolu, olumsuz olanları boş olarak algılayacaksınız büyük bir ihtimalle. Hemen öyle hızlı davranmayın. Hepsini harmanlayın. Hepsinin size kattığı ve katmaya devam ettiği tecrübeleri düşünün. Hepsini sevin. Hatalarınızdan utanmayın. Hata yapmaktan da korkmayın.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Hayaller, Yani; Hedefler

Tüm hayaller, bir gün kırılmak için kuruluyor ise; ne farkı kalıyor hayal kurmanın çocuklar gibi minderlerden kuleler yapmaktan? 


Hayaller, elbet bir gün kırılmak için kurulması düpedüz aptallıktır ve uçurum derecesinde bir hatadır. O denli bir hatadır ki; bu hatanın tekrarı çok pahalıya mâl olacaktır bireye. Bireysel  hedef varsayımı olan bireylerin hedeflerinden söz ediyoruz burada. Uçuk masallardan değil. Eğer uçuk bir masala inanacak aptal ise, o aptal birey hiç bir uçuk masalın gerçek olmadığını, kendi uçuk masalı gerçek olmadığını öğreninceye kadar anlayamaz. Hatasını daha kavramadan önce; kendi söylediği yalana kendisi inanmaya başlar bir müddet içinde. Hayatı yalandan itibaren uyduruk bir düzen alır ve bu hayattan birey büyük bir zevk, beklenti alamaz. Tabiri caiz ise "ne köy olur ne kasaba". Hayaller, bireyin gelişimi ve hedefine varımı için inanılmaz güdü, moral sağlayan kavramlardır. Bir birey daha çocukken kurmay subay olmayı düşünüyorsa, bu o bireyin karakterinin büyük bir kısmını yansıtır. Bu karakterinin savaşçı, disiplinli ve matematiğe yatkın olduğunu gösterir. Bireyin karakterinin törpülerini analiz etmek hayallerini anlayabilmek ile çok mümkündür. Boş, hayalleri olmayan insanlar da sosyal varoluş gereği toplumumuzda hayli safhada var olmakta.

**devam edecek**

27 Haziran 2015 Cumartesi

Ruh duşu

Dışarıda hava yok, kabuğundan çıkma asla. Kabuğun ne kadar incelse çatlasa da sen vurma son darbeyi. Bırak, kendisi parçalansın. Aciz kollarını aç ölüme... Elinden gelmeyecek hiç bir şey. Ne bir ses, ne bir esinti, ne bir sıcaklık... Soğuk dışarı. Sana görülen "sonsuzluk" değil huzur. Seni öldürecek tek dem. Kabuğunda güvende olacaksın, ne kadar ezilsen, acı çeksen de.

Bazen bildiğin en kötü şey, bildiğin en büyük korku; başına gelince o kadar da yabancı olmadığını anlayacaksın o kin ve nefretin. Aslında içinde seninle beslenmiş o korku, o kötülük, o nefret, o kin... Ayrı bir birey olmak için uğraşır sürekli. Gülünç... Gülüyorum işte bu saçmalığa, ne kadar iğrenç bir evrende yaşıyorum böyle ben? Ait değilim buraya. Ölüme bile yaşama olduğu kadar yabancıyım. Ben ait değilim buraya, ne daha iyiye, ne de daha kötüye aitim. Ben hiçim. Hiç... Boşluğum ben. Aklına asla gelmeyen şeyim. Aklına asla gelmeyecek olan şeyim. Asla bilinmeyenim ben. Ve hep bilinenim aynı zaman da. Görülmeyenim... Hissedilenim ben. Ben... Ben neyim...?